KİBYRA ANTİK KENTİ. GÖLHİSAR. BURDUR.






 Kibyra yaklaşık 2300 yıl önce göl manzaralı tepelere kurulmuş ve zamanla bölgenin çok güçlü ve zengin şehirlerinden biri haline gelmiş. Savaşlarda 30 bin piyade ve 2 bin at çıkarabilecek kadar büyük olan bu şehir gladyatörler kenti olarak bilinmekteymiş. 


Burdur Gölhisar ilçesinde bulunan Kibrya’ya Antalya Denizli yolundan yaklaşık 15-20 dakikalık sapma ile ulaşabiliyorsunuz. Navigasyonla veya tabelaları takip ederek ulaşmak kolay. 2020 yazı için girişte ücret alınmıyordu. Antik kenti gün yüzüne çıkarmak için hala çalışmaların devam ettiğini ve gerçekten büyük emekler ortaya koyulduğunu görebiliyorsunuz. Ama baştan uyarayım, kültür gezisi seviyorsanız bu antik kent için en az 3-4 saat ayırmalısınız. 

Kültürel olarak da sadece o zamanlar için değil bugünlere kalan kalıntılar için bile değerlendirdiğimizde ne kadar emek verildiğini görebiliyorsunuz. Yapıların üzerinde bulunan desenlerin işçilikleri, yollar, havuzlar, tiyatro, müzik evi, Medusa mozaiği... Her birini uzun uzun inceleyip, hayranlıkla bakmadan geçmeniz mümkün değil. Bugün için Burdur çok küçük bir şehir olsa da o zamanlar için Kibyra ve Sagalassos ile bölge çok büyük şehirlere ev sahipliği yapmaktaydı. 

Gelelim antik kenti gezmeye... Öncelikle sizi aşağıda ilk kapıdan giriş kısmında U şeklinde kocaman bir alanı kaplayan Stadion(Stadyum) karşılayacak. Fakat burası bu antik kentin sadece başlangıcı. Bu stadyum ve bütün antik kent 2 bin yıl önce göl manzaralıymış. Stadyumun ayakta olan tribün kısmının karşısında da daha alçak bir seviyede bulunan tribünden geriye yıkıntıları kalmış. Stadyumu solunuza alıp patikan yukarıya doğru yürüyerek yavaş yavaş antik kenti gezmeye devam edebilirsiniz.  İlk önce sola doğru bazilika’ya dönen bir yol var. Çok ilgili değilseniz burayı görmenize gerek yok. Bazilikaya giden yolda önce henüz çalımaları tamamlanmamış haldeki kalıntılar var. Ve taşların üzerinde inanılmaz güzel bir işçilikle işlenmiş semboller var. Yolun devamında da bazilika’ya ulaşıyorsunuz. Ama bazilika henüz çok ham halde. Fazla bir şey göremezsiniz. 

Bazilikaya gitmeyecekseniz veya gidip döndüyseniz yukarı doğru devam ettiğinizde Ana Cadde ile Agora(Çarşı Pazar Yeri) sizi karşılayacak. Ana Cadde henüz tam ortaya çıkarılmış değil. Ama ortaya çıkarılan başlangıç kısmı bile göz alıcı güzellikte. O kapıdaki dantel gibi işlemeleri bile uzun uzun incelemeden geçemiyor insan. Sağ tarafta ise Agora büyük oranda ortaya çıkarılmış durumda. Hatta burada yer alan havuz bile tekrar hayata döndürülmüş. Siz de 2 bin yıl önceki halini sütunlar üzerine ahşap bir tavanla kapanmış ve sağlı sollu dükkanların olduğu Pazar yeri olarak burayı hayal edebilirsiniz. Yer döşemeleri bile tekrar ortaya çıkarılmış. Binlerce yıl sonra bile aynı yollarda yürümek, binlerce yıl öncesinde insanların neler yaşadığını düşünmek harika duygular yaşatıyor insana. 

Agora kısmını geçtiğinizde sağa doğru bir yol çıkıyor. Bu yoldan önce yuvarlak yapılı çeşmeye, daha sonra da A Yapısı denilen bir kalıntı ulaşıyorsunuz. Yuvarlak yapılı çeşmenin etrafı kapalı fakat muhteşemliğine şahit olmanıza engel değil. Devam ettiğinizde ise A yapısı denen kalıntıyı göreceksiniz. Henüz ne için yapıldığı tam olarak belirlenememiş. Dışarıdan kaçak yapı temeli gibi göründüğüne aldanmayın. İçi inanılmaz büyük ve yüksek bir yer. Kolonların yüksekliği en az 3-4 metre uzunluğunda. Belki zamanla üstünde yapılması planlanan yapının ne olduğunu bulabilirler.

Tekrar ana yola dönüp yukarıya devam ettiğinizde sizi olanca ihtişamıyla tiyatro karşılayacak. Buraya yönelmeden önce ise sağdan bir yol Eski Roma Hamamı’na gidiyor. Fakat benim kadar ilgili değilseniz gitmenze gerek yok. Zamanınızı diğer kalıntılara ayırabilirsiniz. 

Dönelim Tiyatro’ya. Tiyatro ile başlayan bölge tam anlamıyla bir kültür ve sanat bölgesi. Binlerce yıl önce kültüre ve sanata ne kadar önem verildiğini kalıntılardan anlıyorsunuz. Öyle ki binlerce yıl öncesi için bile tiyatroda seyircileri güneş ve yağmurdan korumak için yapılmış olan örtülerin kalıntıları bulunmuş.

Tiyatrodan sonra sol taraftan devam ettiğinizde ise sizi Odeion(Müzik Evi) karşılayacak. Antik kentin en harika yeri bence burasıydı. Burasının sadece müzik evi olarak değil, aynı zamanda tiyatro ve kent meclisi olarak kullanıldığı tespit edilmiş. Kendi zamanında üstü kapalı ve harika bir yermiş. Şimdi de aynı harikalığını koruyor bence. Odeion’un ön tarafında yerde mozaikler ve yazılar hala duruyor. Ve en önemlisi de Medusa Mozaiği. Odeion’un iç tarafında yerde bütün güzelliğiyle sizi bekliyor. Ve anadoludaki tek örneği burada. Burayı kimler ortaya çıkardıysa gerçekten çok iyi iş yapmışlar. Gidip gördüğünüzde siz de takdir edeceksiniz. Odion’dan sonra ise burada gezinizi bitirebilirsiniz. Veya vaktiniz varsa dönüşte sizi etkileyen yerleri tekrar inceleyerek yavaş yavaş dönebilirsiniz.

Ufak bilgilendirmeler olarak, antik kent bölgesinde WC/Lavabo, çeşme, büfe gibi yerler yok. Tedarikli gelmeniz gerekiyor. Eğer kültür gezisi seviyorsanız bolca yürümeniz gerekecek. Yol uzun ve tepeye doğru bir tırmanış gerektiriyor. Şimdilik antik kente gelmeden bir jandarma noktasından giriş yapıyorsunuz. Müze kart veya ücret ödemeniz gerekmiyor. 



Yorumlar